Bir zamanlar bize su tasarrufunu öğrettiler.
Diş fırçalarken musluğu kapat dediler.
Duşu kısa tut dediler.
Arabayı hortumla yıkama dediler.
Biz de kapattık.
Bir damla suyu ziyan edince vicdan yaptık.
Ama sonra başka bir musluk açtık.
Sessiz…
Görünmez…
Ve çok daha obur.
Adı: Yapay zekâ.
Bugün insanlar yapay zekâya sadece soru sormuyor.
Sohbet ediyor.
Canı sıkılınca yazıyor.
Selam veriyor.
Vedalaşıyor.
Espri yaptırıyor.
Her “merhaba” bir sunucu çalıştırıyor.
Her “naber” bir veri merkezini ısıtıyor.
Her gereksiz soru, görünmeyen bir soğutma sistemini biraz daha susuz bırakıyor.
Eskiden çocuklara derdik ki:
“Suyu boşa akıtma.”
Şimdi çocuklar yapay zekâya masal yazdırıyor, sonra siliyor, sonra yeniden yazdırıyor, sonra sıkılıp kapatıyor.
Ve biz buna gelişmişlik diyoruz. Çocuk çok zeki diyoruz.
Biz tasarrufu lavaboda öğrendik.
Ama ekranda unuttuk.
Ve şimdi çevreye duyarlı insan pozları veriyoruz.
Bez çanta taşıyoruz.
Metal pipet kullanıyoruz.
Ama yapay zekâya “canım sıkıldı” yazarken, arkasında kaç litre suyun aktığını hiç merak etmiyoruz.
Yanlış anlaşılmasın.
Yapay zekâ düşmanımız değil.
Kullanacağız.
Kullanalım.
Gelişelim.
Ama şunu da bilelim:
Hiçbir teknoloji bedelsiz değildir.
Sadece faturası görünmezdir.
Belki de yeni nesle artık şunu öğretmeliyiz:
Yani yapay zekâyı Google değil, çay ocağı gibi kullanmamalıyız.
Eskiden anneler derdi ki:
“Musluğu kapat, su boşa gidiyor!”
Bugün kimse demiyor ki:
“Yapay zekâya üçüncü kez aynı soruyu yazma, dünya boşa gidiyor!”
İnsanlık olarak garip bir noktadayız:
Bir bardak suyu dökünce üzülüyoruz.
Ama bin satır boş muhabbet yazınca gurur duyuyoruz.
Çünkü biz çevreciyiz…
Ama sadece fotoğraflarda.
Ve asıl komik olan şu:
Eskiden suyu boşa akıtanlara kızardık.
Şimdi biz, dünyanın en pahalı teknolojisini
“bir şaka daha yap” diye harcıyoruz.
Sonra da geleceğe üzülüyoruz.

