Telefonu elimize alıyoruz.
Bir uygulama indiriyoruz. Ücretsiz.
Fotoğraf düzenliyor.
Mesajlaşma sağlıyor.
Oyun oynatıyor.
Harita gösteriyor.
Kart bilgisi yok. Abonelik yok. Ödeme yok.
Peki gerçekten ödeme yok mu?
Dijital dünyanın en tehlikeli kelimesi “ücretsiz” olabilir. Çünkü teknoloji dünyasında çok bilinen bir kural vardır:
Eğer ürün ücretsizse, ürün sizsiniz.
Bir uygulama neden ücretsiz olur?
Çünkü sizden para almıyordur… ama veri alıyordur.
Nerede yaşıyorsunuz?
Hangi saatlerde aktifsiniz?
Neleri beğeniyorsunuz?
Ne kadar süre bir videoya bakıyorsunuz?
Hangi kelimeleri arıyorsunuz?
Ve bir de o küçük ama önemli kısım var: izinler.
Google Play Store’dan bir uygulama indirirken karşımıza çıkan o ekranı hatırlayın.
“Kamera erişimi istiyor.”
“Mikrofon erişimi istiyor.”
“Konum bilgisi istiyor.”
“Rehbere erişmek istiyor.”
Bir el feneri uygulamasının kameraya neden ihtiyacı olsun?
Bir basit oyunun mikrofona neden erişmesi gerekir?
Çoğumuz okumadan “Kabul Et” tuşuna basıyoruz.
Çünkü ücretsiz.
Çünkü hemen kullanmak istiyoruz.
Ama o anda verdiğimiz izin, bazen cebimizden çıkan paradan daha değerli olabilir.
Belki her uygulama kötü niyetli değil.
Ama her izin bir kapıdır.
Ve o kapıyı biz açıyoruz.
Hiç başınıza geldi mi?
Bir ayakkabı arıyorsunuz.
Beş dakika sonra sosyal medyada, haber sitesinde, video platformunda aynı ayakkabı karşınıza çıkıyor.
“Bizi dinliyorlar mı?” diye düşünüyoruz.
Belki dinlemiyorlar. Ama izliyorlar.
Ve daha önemlisi, analiz ediyorlar.
Bugün dünyada en değerli şey petrol değil, veri.
Çünkü veri davranışı tahmin eder.
Davranışı tahmin eden ise yönlendirebilir.
Algoritmalar artık sadece neyi sevdiğimizi bilmiyor;
neye kızdığımızı, neye üzüldüğümüzü, ne zaman sıkıldığımızı da biliyor.
Sonsuz kaydırma özelliğini düşünün.
Ekranı aşağı çekiyorsunuz… içerik bitmiyor.
Bir video daha. Bir tane daha. Bir tane daha…
Bu bir tesadüf değil.
Bu bir tasarım.
Çünkü ne kadar uzun kalırsanız, o kadar çok veri üretirsiniz.
Ne kadar çok veri üretirseniz, o kadar değerli olursunuz.
Özellikle çocuklar…
Ücretsiz oyun indiriyorlar.
Renkli, eğlenceli, masum görünüyor.
Ama oyun içi reklamlar, mikro hedefleme, dikkat süresini kısaltan tasarımlar…
Hepsi görünmeyen bir sistemin parçası.
Çocuklarımız artık sıkılmıyor.
Çünkü sıkılmaya fırsat verilmiyor.
Oysa sıkılmak üretimin başlangıcıydı.
Hayal kurmanın, düşünmenin, keşfetmenin ilk adımıydı.
Şimdi her boşluk bir ekranla dolduruluyor.
Bir çocuğun ilgi alanlarını, korkularını, zayıf noktalarını bilen bir algoritma düşünün.
Bu güç, sıradan bir reklam gücü müdür?
Sorun teknoloji değil.
Sorun bilinçsiz kullanım.
Ücretsiz uygulamalar hayatı kolaylaştırıyor, doğru.
Ama kolaylık ile kontrol arasındaki çizgi çok ince.
Cebimizden para çıkmıyor olabilir.
Ama hayatımızdan veri çıkıyor.
Ve veri, dijital çağın para birimi.
Belki de asıl soru şu:
Biz uygulamaları mı kullanıyoruz,
yoksa uygulamalar mı bizi kullanıyor?
Teknolojiye karşı olmak çözüm değil.
Ama farkında olmak şart.
Çünkü bedava sandığımız şeylerin bir bedeli var.
Ve o bedel, bazen mahremiyetimiz, bazen dikkatimizi, bazen de özgürlüğümüzü kapsıyor.
Unutmayalım:
Teknolojiyi kullanalım.
Ama teknoloji bizi kullanmasın.

