Çocuklarımızı Geleceğe Hazırlayabiliyor muyuz?
Değişen Dünya Değişen Meslekler adlı yazı dizimizin üçüncü ve son yazısına başlıyoruz.
İlk yazımızda dünyanın nasıl değiştiğini anlattık.
İkinci yazımızda ise çocuklarımızın hangi alanlara yönelmesi gerektiğini konuştuk.
Üçüncü yazımız olan bu yazıda gelecekte hangi meslekler olacak konusuna değinecektim fakat vazgeçtim. Çünkü önemli olan gelecekteki meslekler mi yoksa çocuklarımızı geleceğe hazırlayabilmek mi? Çocuklarımızı gerçekten geleceğe hazırlayabiliyor muyuz? Bunu biraz konuşalım mı? Ben sana çok yakın zamanda yaşadığım bir olayı anlatmak istiyorum.
Geçen gün oğlumu idmana götürmüştüm. Takım olarak sahaya doğru yürürlerken bir arkadaşının kramponunun bağı çözüldü. 12 yaşında bir çocuk.
Eğildi, uğraştı, yapamadı.
Biraz daha uğraştı.
Sonra dönüp antrenöre baktı.
Antrenör eğildi ve ayakkabısını bağladı.
O an aklımdan şu geçti:
Biz yapay zekâyı konuşuyoruz.
Robotları konuşuyoruz.
Geleceğin mesleklerini konuşuyoruz.
Ama kendi ayakkabısının bağını bağlayamayan 12 yaşındaki bir çocuğu geleceğe nasıl hazırlıyoruz?
Ne olacak canım hepi topu ayakkabı bağlayamamış ne olacak ki. Okulunda sınıf birincisi bu çocuk diyebiliriz. Bu örneğe, bir örneğe takılmadan yazımıza devam edelim mi?
Belki de asıl konuşmamız gereken konu bu.
Çünkü dünya değişiyor.
Meslekler değişiyor.
Ama hayatın bazı kuralları hiç değişmiyor.
İnsan önce kendi işini yapabilmeyi öğreniyor.
Sonra hayata karışıyor.
Sonra sorumluluk alıyor.
Sonra da ayakta durmayı öğreniyor.
Biz çocukken hayat biraz daha farklıydı sanki.
Ekmek 25 kuruş daha ucuz diye evin yanındaki bakkal yerine biraz daha uzaktaki ekmek fırınına gönderilirdik.
Ekmek alır gelirdik.
Markete giderdik.
Otobüse binerdik.
Bisikletten düşerdik.
Kalkardık.
Bazen hata yapardık.
Bazen azar işitirdik.
Ama bütün bunlar bize bir şey öğretiyordu:
Hayatı.
Bugün ise çocuklarımızı çok seviyoruz.
Belki de biraz fazla seviyoruz.
Üşümesin diye peşinden koşuyoruz.
Yorulmasın diye çantasını taşıyoruz.
Unuttuğu ödevi okuluna götürüyoruz.
Arkadaşıyla yaşadığı problemi çözmek için hemen devreye giriyoruz.
Düşmesin diye tutuyoruz.
Üzülmesin diye koruyoruz.
Başarısız olmasın diye önünü açıyoruz.
Ama bazen farkında olmadan başka bir şey yapıyoruz.
Hayatın öğretmesi gereken şeyleri biz üstleniyoruz.
Oysa hayat çok iyi bir öğretmendir.
İnsan bazen düşerek öğrenir.
Bazen kaybederek öğrenir.
Bazen hata yaparak öğrenir.
Çünkü gerçek hayatın telafisi yoktur.
Bir gün anne de yanında olmayacak.
Baba da yanında olmayacak.
Öğretmen de yanında olmayacak.
Ve o çocuk kendi kararlarını kendi vermek zorunda kalacak.
İşte bu yüzden geleceğin dünyasında çocuklarımıza bırakabileceğimiz en büyük miras belki de konfor değil, sorumluluk duygusudur.
Evet…
Gelecekte yapay zekâ uzmanları olacak.
Robot teknisyenleri olacak.
Veri analistleri olacak.
Siber güvenlik uzmanları olacak.
Bugün adını bile bilmediğimiz yeni meslekler ortaya çıkacak.
Ama hangi meslek gelirse gelsin değişmeyecek bazı şeyler var.
Sorumluluk almak.
Çalışmak.
Pes etmemek.
İnsanlarla iletişim kurabilmek.
Sorun çözebilmek.
Yaptığı işin arkasında durabilmek.
Bir çocuk doktor da olsa…
Berber de olsa…
Mühendis de olsa…
Aşçı da olsa…
Yazılımcı da olsa…
Önce insan olacak.
Önce mücadele etmeyi öğrenecek.
Önce hayatla tanışacak.
Belki de geleceğin dünyasında en büyük avantaj, çok şey bilmek değil…
Öğrenmeye devam edebilmek olacak.
Çünkü teknoloji değişecek.
Meslekler değişecek.
Şartlar değişecek.
Ama öğrenen insan her çağda ayakta kalacak.
Üç yazıdır geleceği konuşuyoruz.
Ama galiba geleceğin anahtarı ne robotlarda ne de yapay zekâda saklı.
Geleceğin anahtarı bugün evlerimizin içinde.
Çocuk odalarında.
Mutfak masalarında.
Okul koridorlarında.
Çünkü yarının dünyasını değiştirecek olan teknoloji değil…
O teknolojiyi doğru kullanacak çocuklar olacak.
Ve belki de çocuklarımızın geleceğini tehdit eden en büyük şey yapay zekâ değil…
Onların yerine yaşamaya çalışan biz büyükleriz.
Çünkü hayatın yükünü hiç taşımayan çocuklar,
yarının dünyasında kendi yüklerini taşımakta zorlanabilirler.
Dünya değişiyor.
Meslekler değişiyor.
Ama iyi insanlara olan ihtiyaç hiç değişmiyor.
Bu yüzden çocuklarımıza bırakabileceğimiz en büyük miras;
Bir ev…
Bir araba…
Ya da bir diploma değil.
Kendi ayakları üzerinde durabilme gücüdür.
Çünkü geleceği kazanacak olanlar,
en çok bilenler değil…
Öğrenmekten ve sorumluluktan kaçmayanlar olacak.

